İstanbul–Zeyrek’de medfûn kâmil ve mükemmil mürşid, Nakşbendî Şeyhi Muhammed Emîn Tokâdî Hazretleri’nin “vasıyyetnâmesi” ve tercümemiz:

Hamd; zâtında, sıfâtlarında ve fi‘llerinde [işlerinde] mahlûkâtına benzemekten ve benzetilmekten münezzeh olan Allâhü Teâlâ’yadır. Kendisinden sonra peygamber olmayan, şefâ‘atçimiz Muhammed “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” Efendimiz Hazretleri’ne, O’nun “sallallâhü aleyhi ve sellem” Âl’ine [âilesine], Ehl-i Beyt’ine, Eshâb-ı Kirâmı’nın hepsine ve rasûl ve nebî bütün peygamberlere salât ve selâm ediyorum. ‘Azîm, Rahmân, Rahîm, Hayy, Kayyûm, Ezelî, Ebedî, Lâ-Yemût Allâhü Teâlâ’ya tevbe ve istiğfâr ediyorum. Rabbim, beni mağfiret et!

Ben; Allâhü Teâlâ’ya, Allâhü Teâlâ’nın meleklerine, kitâblarına, peygamberlerine, âhıret gününe, kadere, hayrın ve şerrin mutlak yaratıcısının Allâhü Teâlâ olduğuna, ölümden sonra diriltilmeye îmân ettim. Bu şehâdetimle şehâdet ederim ki, Allâhü Teâlâ’dan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed “aleyhisselâm” Allâhü Teâlâ’nın kulu ve rasûlüdür. Bu şehâdetimiz üzere yaşıyoruz ve bu şehâdetimiz üzere vefât edeceğiz. Ve inşâallâhü teâlâ, bu şehâdetimiz üzere diriltileceğiz.

Rabb olarak Allâhü Teâlâ’dan, dîn olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed “sallallâhü aleyhi ve sellem” Efendimiz’den, imâm olarak Kelâm-i Kadîm’den, kıble olarak Ka‘be’den, farz olarak kelime-i şehâdet, her gün beş vakt nemâz, Ramezân-ı Şerîf orucu, Şer‘î ahkâma, nisâba göre hacc etmekten, zekât vermekten, imâm olarak Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, Hazret-i Ömeru’l-Fârûk, Hazret-i Osmân-i Zi’n-Nûreyn, Hazret-i Aliyyü’l-Mürtezâ “rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecme‘în” Hazretleri’nden, kardeşlerimiz olarak da mü’minlerden râzî oldum.

Günâhlarımız için şefâ‘atçimiz Muhammed “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” Efendimiz Hazretleri’ne, tayyib ve tâhir Âl’inin ve Eshâb’ının “rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecme‘în” hepsine ve mürsel ve nebî peygamberlerin ve bunların âilelerinin ve eshâblarının tamâmına “radıyallâhü anhüm ecme‘în” ve bilhâssa Peygamber Efendimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” Hazretleri’nin Eshâbı’nın herbirine, dört mezhebin müctehid imâmlarına, şehîdlere, sâlihlere, takvâ ehline, yolumuzun büyüklerine, eshâbımıza ve diğer tarîkat ehlinin herbirine salât ve selâm ederim.

Kusûrları pek çok bu hakîr, aslen Tokât şehrinde dünyâya gelmiş idim. Hâlâ, elli seneden bu yana, Allâhü Teâlâ’nın himâye ettiği İstanbul’u vatan tutmuş olarak burada ikâmet etmekteyim. İ‘tikâdda [inançta] mezhebim, Ebû Mansûr-i Mâtürîdî’dir ki, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâ‘at Mezhebi’dir. Ve amelde [uygulamada] mezhebim, Kûfe’li İmâm-i A‘zam Ebû Hanîfe Mezhebi’dir. Meşhûr ismim “Muhammed Emîn”, künyem “Ebû Mansûr”, “Ebu’l-Emâne”dir. Babam, Tokât sâkinlerinden Ömer Oğlu Hasen’dir. Sevenlerime ve dostlarıma vasıyyetim budur ki, Allâhü Teâlâ’nın pek kusûrlu bu kulunu hâtırlarından çıkarmayıp Kur’ân-ı Kerîm tilâvetlerini hediyye olarak göndermekten ve hayrlı du‘âlarından unutmayalar!

Temîz mâlımdan 100 Kurûş ayırıp, bunun 20 Kurûş’unu techîz ve tekfîn masraflarına, 22 Kurûş’unu iskâtıma kullansınlar! Vârislerime ve âileme vasıyyetim budur ki, dostlarımın sözlerine râzî olup, rızâlaşsınlar ve mahkemeye, kâdîlara gitmsinler! Hasımlaşmasınlar, birbirleriyle cedelleşmesinler!

Herkesin ma‘lûmudur ki, dünyâ, fânî ve âhıret bâkîdir. Allâhü Teâlâ’yı zikr etmeye çok çalışıp ihtimâm göstersinler! Çok çalışsınlar ki, se‘âdetlerin tamâmına muttali‘ olup kavuşmanın yolu budur.

Allâhü Teâlâ’nın pek hakîr bu kulu hakkında insânlar iki fırkadır. Yâ bilirler veyâ bilmezler. Bilenler, hayr edip, hakkımda iyi şâhidlik ederler. Veyâ kötü konuşup, hakkımda akla aykırı sözler söylerler. Bu hakîri bilenler, hayr ile yâd edenlerdir ki, onlar, Allâhü Teâlâ’nın velîlerindendirler. Zîrâ bu hakîri, kendi sıfâtlarıyla sıfâtlandırıp hayr ile anarlar. Benim katımda bu kimseler, velîlerdir. Hakkımda nâhôş sözler söyleyenler de, firâset sâhibleri ve keşf ehlidirler ki, Allâhü Teâlâ, onları benim hâlime muttali‘ etmiştir. Onların dahî Allâhü Teâlâ’nın velîlerinden olduğu ma‘lûmdur. Herkese tâm bir gönül hôşluğu ile haklarımı halâl ettim. Kıyâmet gününe kadar hîç kimsede hakkım yoktur. Mürüvvet, kerem ve ‘inâyet odur ki, bilen ve bilmeyen dostlar ve başkaları dahî âhıret haklarını bana halâl edip, beni hayrlı du‘âlarından unutmayıp hayr ile şâhidlik etsinler!

Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-‘Aliyyi’l-‘Azîm. Ve sallallâhü ‘alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Âli-hî ve Sahbi-hî ve sellim. Ve ‘alâ cemî‘i’l-enbiyâ’i ve’l-mürselîn. Ve’l-hamdü li’llâhi Rabbi’l-‘âlemîn!

 

Codea